Kitap üç kadının hayatını anlatıyor. Okulun etkinlik gecesinde yaşanan bir cinayetle kitap bitiyor. Hikaye etkinlik gecesinden 6 ay önce diye başlıyor. Çok fazla bölüm var ve bu kitabı okumayı gerçekten kolaylaştırıyor. Kitap kesinlikle sürükleyici ve kesinlikle sonunda ne olacağını tam olarak kestiremiyorsunuz ( ben yinede bir bölümünde haklı çıktım) kitap biraz yavaş ilerlese de kesinlikle merak ettiğiniz için okuyorsunuz dili gerçekten güzeldi yine de çok fazla okuduğumu düşündüğüm halde sayfa numarasının neden bu kadar yavaş ilerlediğini anlayamadım. Spoiler vermeden neden puan kırdığımı açıklamam gerekirse de kitabın sonunda daha fazla üzülmesini beklediğim birinin yeterince üzülmediği görmek oldu. Bu biraz tutarsız geldi hepsi buDefalarca yarım bırakmak istediğim ama kendimi zorlayarak okuduğum bir kitap. Çimen in kendini bilekleri kesilmiş bir halde banyoda bulması ve çocukluğunu anlatmasıyla hikaye başlıyor. Evet iki bileği de kesilmiş bir karakter 150 sayfalık bir anıyı anlatabiliyor. Hemde sürekli olan devrik ve eksik cümle yapısıyla. Okuduğum en depresif kitap . Kitaba dahil olan hiç kimse mutlu değil. Olaylar daha trajik olsun diye havluya bile hüzünlü bir anlam yüklenmeye çalışılmış. Hikaye zaten hüzünlü bir hikaye , akşam olmasını bile "günün ölümü" diye adlandırmaya gerçekten gerek var mıydı ? Kitabın başında zaten bunu kimin yaptığını anlıyorsunuz. Sadece sonlara doğru hastalığı çözüldükçe fena olmayan, sonu yine beklendik bir kitaptı. Dokuz yayınları sadece çok satan yazarlarla çalıştıklarını söylüyor ama bildiğim kadarıyla bu yazarın ilk kitabı. Benim için fırsat bulduğumda verilecek, bağışlanacak kitaplar arasına girdi.
Kitap oldukça ince olmasına rağmen içerisinde 3 farklı öykü var . Lyon da düğün ve iki yalnız insan öyküsü sadece birkaç sayfadan oluşuyor. En son ve en uzun öykü ise Wondrak. Lyon da düğün dışında olan iki öykü bana yarım kalmış hissi verdi. İkisi de daha devam etsin isterdim bana göre bir sonu yoktu iki öykününde. İlk öykünün gerçekten bu kadar kısa olup bu kadar güzel olması beni şaşırttı. Diğerleri ise gerçekten güzellerdi. Stefan Zweig in anlatım dili her zaman ki gibi kusursuzdu. Keşke diğer iki öykü daha uzun olup ayrı kitaplar olsaydı. Devamında neler olduğunu merak ettiğim için iki öyküyü de gerçekten okumak isterdim
Natascha Kampusch kaçırıldığında 10 yaşındaydı. Onu kaçıran adamdan kurtulduğunda ise 18 olmuştu. Geçen bu süreci ve bu süreçten sonra insanların ona karşı olan davranışını kendisi bu kitapta kendi ağzından anlatıyor. 8 yılı elbette bugün detaylarıyla hatırlamak ve anlatmak zor bu kitapta onun hatırında kalanlarla oluşturulmuş
Kan kardeşler kitabı 2. Dünya savaşı sırasında gençlerin oluşturduğu tamamen hayattan kalmaya ve hayati ihtiyaçlarını sokaklarda karşılamaya yönelik oluşturdukları çeteleri anlatan bir hikaye. Dili şimdiki zaman şeklinde yazıldığı için başlarda biraz garip gelse de sanırım sonradan alıştığımız için pek yadırgamadan kolayca okunabilir bir hal alıyor. Kitap kan kardesler adlı çetenin üyelerini anlatıyor. Savaştan bahsedilmese de o zaman ki Berlin kafanızda çok rahat bir şekilde canlanıyor. Olaylar güzeldi. Anlatım süsten ve abartıdan uzak. Tam bir gözlemci bakış açısıyla yazılmış , güzel bir hikaye.
"Vermek sadece , açlık ve sefaletin bilgisine doğal olarak sahip olan fakirlere mahsustur"
Hikaye doktor olmak için başka bir şehire okumaya giden bir gencin hayatını anlatıyor. Aynı evde kaldığı başka bir öğrenciyle arasındaki dostluk , onun sevgilisine karşı hissettiği duygular ve ev sahibinin küçük kızının yakalandığı Kızıl hastalığı. Bu küçük kızla tanışmak ise gencin bütün hayatını değiştiriyor. Hikaye genel olarak güzeldi ama çoğu Stefan Zweig kitabında olduğu gibi bir heyecan bulamadım içerisinde.






