Benjamin Button'ın tuhaf hikayesi'nin daha önce filmini izlemiştim. Kitap alışverişim de modern klasikleri serisinde yer aldığını görünce alıp okumak istedim. Oldukça kısa bir kitap ve bu kadar farklı bir konunun bu kadar kısa bir şekilde yazılacağını düşünmemiştim. Kitap birde bölümlerden oluştuğu için okumak bir saatten daha kısa sürüyor. Çok derin ve farklı bir konu , çok farklı bir bakış açısı . Yaşlı doğup genç ölmek fikrinin ortaya çıktığı bir zihinden bu süreci de okumak isterdim. Eminim bizim aklımıza gelmeyen çok farklı ve yaratıcı yerlere değinirdi yazar. Anlatım oldukça akıcı detaylara girilmeden oldukça genel bir şekilde hikaye anlatılmış.
Kitap oldukça ince olmasına rağmen içerisinde 3 farklı öykü var . Lyon da düğün ve iki yalnız insan öyküsü sadece birkaç sayfadan oluşuyor. En son ve en uzun öykü ise Wondrak. Lyon da düğün dışında olan iki öykü bana yarım kalmış hissi verdi. İkisi de daha devam etsin isterdim bana göre bir sonu yoktu iki öykününde. İlk öykünün gerçekten bu kadar kısa olup bu kadar güzel olması beni şaşırttı. Diğerleri ise gerçekten güzellerdi. Stefan Zweig in anlatım dili her zaman ki gibi kusursuzdu. Keşke diğer iki öykü daha uzun olup ayrı kitaplar olsaydı. Devamında neler olduğunu merak ettiğim için iki öyküyü de gerçekten okumak isterdim
Hikaye doktor olmak için başka bir şehire okumaya giden bir gencin hayatını anlatıyor. Aynı evde kaldığı başka bir öğrenciyle arasındaki dostluk , onun sevgilisine karşı hissettiği duygular ve ev sahibinin küçük kızının yakalandığı Kızıl hastalığı. Bu küçük kızla tanışmak ise gencin bütün hayatını değiştiriyor. Hikaye genel olarak güzeldi ama çoğu Stefan Zweig kitabında olduğu gibi bir heyecan bulamadım içerisinde.
Zacherius Usta daha önce okuduğum hikayelerden çok farklı bir hikayeydi. 49 sayfa olmasına rağmen birkaç bölüme ayrılmış. Zacherius saat yapımında önde gelen bir usta. Yaşlı bir hizmetlisi, genç bir yardımcısı ve kızıyla beraber yaşıyor ancak bir gün yaptığı saatler birden durmaya başlıyor ve hepsi Zacherius Usta'ya geri geliyor. O sıralarda ise esrarengiz bir adam ortaya çıkıyor. Olaylar ise biraz farklı bir şekilde gelişmeye başlıyor. Biraz doğa üstü şeylerin barındığı bir kitap. O yüzden bana pek fazla hitap etmedi .Ayrıca din ve bilim konusunda bazı göndermeler mevcut. Bu da dönemsel olarak bir bakış açısı yansıttığı icin önemli diye düşünüyorum.
Kitap oldukça kısa bir oturuşta bitiyor. başta pek olanları anlamasam da hikaye ilerledikçe her şey yerinde oturuyor. Madame de Prie'nin hissettiklerini anlayabildim. Kitabın sonunda ise onun için gerçekten üzüldüm. Saraydan kovulan ve taşraya sürülen bir kadının nasıl hayatına devam etmeye çalıştığı ama alışkanlıklarından uzak bir hayatta nasıl yabancılaştığı anlatılıyor. Bazı yerlerde ona kızsam da diğer hiçbir insan ondan farklı değildi.
Bu kitap hem tam Stefan Zweig tarzı hemde değil. Olayı bizzat okumak başkasının başından geçen olayı dinlememek çok güzeldi. Resmi çizilen bir kadının o resim için ya da daha doğrusu o resme yüklediği anlam için verdiği çaba çok etkileyiciydi. En beğendiğim kısım kesinlikle sonu oldu. Kitap ayrıca inançlar üzerinden anlatılıyor ve çizilen bir Meryem Ana resmi.
Kitap klasik bir Stefan Zweig kitabı. Hikaye yine bir sohbet esnasında anlatılıyor. Genel olarak güzel bir hikayeydi ancak hisler bana tam olarak geçmedi. Adamın hissettiği şeyleri kendimce anlamlandıramadım. Ayrıca kitapta Çinli olan birkaç insandan yer yer bu kadar kötü bahsedilmesi bana biraz ırkçı geldi ve rahatsız oldum. Kitabın sonu da hikayenin sonunda beni tatmin etmedi. Ancak dili her zaman ki gibi gayet güzel , yalın ve anlaşılırdı. Kolay okuyacağınıza eminim
Kitaptan bazı alıntılar;
" ...ama dinlemeye hazır olduğunu söylemek insanın görevidir , dedim. Birisini zor durumda gördüğümüzde , dedim , o zaman yardımcı olmak bir görevdir."
.
Hikaye askere gitmek ve gitmemek arasında kalan bir adamın kendi iç çelişkisini anlatıyor. Mecbur kaldıklarımız ve yapmak istediğimiz şeyler arasında bir seçim yapmak zorunda olan bu adamın duygu ve düşüncelerini okuyoruz. Bu düşünceleri en çok etkileyen şeylerden biri ise karısı. kolay okunan ve bu çelişkiyi iyi verebilen bir hikayeydi.
Kitabı anlamadım ve beğenmedim. Gerçekten daha önce böyle bir kitap okumadım ancak tam olarak bir roman değil bir manifesto gibi de değil. Ne olduğunu tam olarak anlayamıyorsunuz. Bir bakmışsınız erdemden bahsediyor bir bakmışsınız eşeğin sohbet ettiği bir ortam. Bu kitabı okumak için belli bir yaş ve donanım mı gerekiyor bilmiyorum. Belli bir saatten sonra sırf bitmesi adına televizyon karşısında okuyacak kadar sevmedim bu kitabı. Her şeyin üzerine düşünceler var. Olay örgüsünü ise her yazının sonunda " böyle dedi " diyerek devam ettirmeye çalıştıklarını düşünüyorum. Keşke sadece bir düşünce yazısı olsaymış ve ben diliyle yazılsaymış
Finlandiya nin kendisine nasıl diğer devletlerin arasında yer edindiğini , uzun süre sömürge altında kalmış bir devletin nasıl kendi kimliğini oluşturduğunu ve yükseldiğini her açıdan ele alarak okuyucuya veren bir kitap. Kullandığı üslup gayet anlaşılır verilen örnekler tam nokta atışı olan okuduğunuz zaman yazara hak verdiğiniz bir kitap. Ayrıca Atatürk'ün de beğendiği kitaplar arasında
Anna karanina dan sonra bu okuduğum ikinci Tolstoy kitabı. İçerisinde birkaç hikayesinin olduğu derleme bir kitap. Hikayelerin çoğu birbiriyle bağlantılı. Anna karanina da olduğu gibi inanılmaz güzel bir betimlemeyle yazılmış olan her bir hikaye malesef mi benim çok hoşuma gitmedi. Hikâyelerde sanırım büyük olaylar beklediğim için olağan giden hikayeleri sevmiyorum. Bu kitapta da uzun olan hikayeler malesef benim için çok durgundu.












